“Şifâu’l-kulûb, likâu’l-mahbûb, gözüm yaşı ile yazıldı bu mektub.
Meleksimâ canım, lebi mercanım; ey rûy-ı mâhım, gül yüzlü şahım; zülf-i kemendim, serv-i bülendim; perî ruhsârım, şeker güftârım; def-i melalim, fikr ü hayâlim; gül-i handanım, derde dermanım, taze fidanım, kaşı kemanım; kara gözlüm, şirin sözlüm, güler yüzlüm.
Nûş edip aşkın hûn ile ciğer dolsun, aşüfte gönül derd ile beter olsun…
Âh efendim, nâzenînim!
Izzetde yekta, saadette bî-hemtâ; mahabbette lâ-nazîr, güzellikte bî-kusûr; canımdan azizim, şekerden lezîzim efendim, canımın canı, sultanım.
Hayli zamandır, görüşüp konuşmadık, hasret-i iştiyakınız hadden efzûndur; kerem edip hâne-i bî-minne-te teşrif buyurasız efendim, sultanım.
Hâmil-i nâme bizim Râşid yediyle hâk-i paye bir elmas yüzük, fındık altuniyle yapılmış dest-âvîz-i âşıkanemiz irsal olunmuştur. Makbulünüz olmak niyazımdır.
Bakî âfitâb-ı hüsn ü cemâl günbegün ziyâd olsun canım efendim, iki gözüm.
Bende-i muhlisiniz Ahmed”

