Tag Archive | "türbanlı"

Belçika’da başörtüsü yasağı

Tags: , , , ,


Belçika’nın Flaman kesiminde resmi okullarda başörtüsü yasağı uygulama kararı alındı.
Federal yapılı Belçika’da Flaman Toplumu Eğitim Konseyi, bugün yaptığı toplantının ardından, ülkenin Flaman kesimindeki tüm resmi eğitim kurumlarında başörtüsünü yasaklama kararı aldığını açıkladı.

Yapılan açıklamada, yeni başlayan ders yılı sürecinde, başörtüsüne izin veren bazı okullarda istisna kuralları uygulanacağı, bu kapsamda isteyen öğrencilerin felsefi derslerde dini simgeler taşıyabilecekleri belirtildi.

Flaman Eğitim Konseyi, başörtüsünü yasaklama kararının gerekçelerini açıklarken, “öğrencilere özgür ve kaliteli bir eğitim olanağı sağlamak iradesinden” söz etti.

ANVERS KENTİNDE DE YASAK

Öte yandan, Anvers kenti Eğitim Konseyi de, bugünkü toplantısının ardından yaptığı açıklamada, kentteki 300 okulda başörtüsü yasağının 1 Eylül 2010 tarihinde başlayacağını duyurdu. Kentin katolik ve bağımsız eğitim kurumlarının temsilcilerinden oluşan konseyde oy birliği ile karar alındığı bildirilirken, öğrencilerin ve velilerin bilgilendirileceği ifade edildi.
Belçika;da okulların açılması ile tekrar gündeme gelen başörtüsü tartışması, siyasi ve adli alanlarda gerginliğe yol açıyor.

Bazı adli kurumlar, başörtüsü kullandıkları gerekçesiyle okullara alınmayan öğrenciler lehinde kararlar verirken, Danıştay;ın da bu konuda somut görüş açıklaması bekleniyor.

Siyasi alanda, başta sosyalistler olmak üzere bazı gruplar, başörtüsünün “dini değil, siyasi bir sembol olarak kullanıldığı” görüşünden hareketle yasaklamadan yana tavır koyuyor.

Belçika;da başörtüsü tartışmalarının önümüzdeki günlerde artarak devam etmesi bekleniyor.

Tesettür defilesi mi? ASLA!

Tags: , , , ,


 New York’ta düzenlediği defileler büyük ses getirdi. Chicago’da bir sanat galerisinde sergilediği kıyafetleri ise Amerikan basınının büyük ilgisini çekti. Time, Chicago Tribune, CNN, CNBC-e ve daha birçok yabancı gazete ve televizyonda haberleri çıktı, onunla özel röportajlar yapıldı. Rabia Yalçın’ı ve başarılarını, diğer Türk modacılardan ayıran tesettürlü bir kadın olması. Belli ki dekolteli tasarımlarının dünyada çokça ilgi görmesinin sebebi de bu. Hazır tesettür giyimine gireceğini söyleyen Yalçın, artık New York’ta her yıl iki kez defile düzenleyecek. Türk ve dünya basınının yoğun ilgisini çeken Rabia Yalçın ile moda, mahalle baskısı ve tasarımlarını konuştuk. Amerika’dan yeni dönen Rabia Yalçın’a herkesin merak ettiği soruları sorduk. Cevapları ilgi çekici.

O na göre tesettürün modası olmaz.Nasıl gittiniz New York’a?

Sanatçı ruhu taşıdığım için kabıma sığmayan bir kişiliğim, karakterim var. Ürettiklerimi dünyadaki herkesin görmesini istedim. Hedef olarak kendime tüm dünya insanlarının bir arada yaşadığı kozmopolit bir ülke olduğu için Amerika’yı koydum. Amerika’nın dünyaya ulaşmak için gerekli süreci hızlandıracağını düşündüm. Ve kapıyı çaldım, ardına kadar açıldı.

Modacı olma sebebiniz kendi diktiğiniz kıyafetlerinizi herkesin beğenmesi ve nereden aldığınızı sormasıymış…

Yani “Rabbena hep bana olmasın lütfen, bize de” dedikleri için profesyonel hayata atıldım. Kendi kıyafetlerimi ve eşimin dostumun kıyafetlerini dikiyordum. Yoğun ilgi olunca ilk yerimi Fatih’te açtım. Evim Fatih’teydi ve çocuklarıma yakın olmam gerekiyordu. Sonra Nişantaşı’na geçtik. Nişantaşı’na gelmemin sebebi modacıların burada olması değildi. Evimin Fatih’ten taşınmış olmasıydı. Fatih’ten hiç müşterim olmadı.

Hep özel günlerde giyilecek kıyafetler mi dikiyorsunuz?

Ben günlük kıyafet ağırlıklı çalışan bir tasarımcıyım aslında. Bu yüzümde pek görülmez. Çünkü beni hep piyasada ‘dekolte hazırlayan kapalı kadın’ olarak görüyorlar. Aslında bu değil yapmaya çalıştığım. Bunu doğru yapıyorum veya yapmıyorum tartışılabilir ama ben tesettür defilesi yapmak, yani tesettür tasarımlarımı sunmak istemiyorum. Çünkü bana göre dinsel bir kavram. Din ile ticareti aynı kefeye koymak istemiyorum. Bu nedenle sürekli yaptığım dekoltesi ağır kıyafetler görünüyor ortada. Diğerini sergilemek istemiyorum.

Neden?

Örtülü kadınların üzerinden paye kazanmaya çalışan birisi olmak istemiyorum. Çünkü ben örtülü ve bunun çeşitli zorluklarını yaşayan birisiyim. Bunu kullanmak istemediğimden dolayı “kendi kapanmış sarılmış sarmalanmış ama milleti durmadan açmaya çalışan”, tesettürlü kesime hiçbir şey üretmeyen, tesettürü sadece kendinde uygulayan bir görüntü oluyor. Bunun farkındayım. Ama nasıl aşacağımı bilmiyorum. Ya şov yapacaksınız, benim istemediğim o kullanmayı yapacaksınız, ya da bu şekilde devam edeceksiniz. Ben kendimde ara bir çözüm bulamadım. Artık hazır giyime de giriyoruz. Geniş kitlelere ulaşmamız gerektiğini fark ettik.

Var olan tesettür markalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektördeki tesettür markalarının, benim gördüğüm ve tasarımdan anladığım kadarıyla, şehir hayatına çok uygun bir üretimleri yok. Şehir hayatı dediğinizde sadelik, feminenlik ister. Ortama uyum ister. Bunu göremiyorum. Daha çok kırsal yaşamdaki insanlara göre üretim var. Bunu da şehir hayatına empoze etmeye çalışıyorlar. Tesettür markalarının da şehir hayatına uygun bir hale gelmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Türbanlı modacı olarak anılmaktan rahatsız oluyor musunuz?

İstemediğim bir tanımlama. Bu tanımlamadan dolayı kendimi rahatsız hissetmiyorum ama talep ettiğim bir şey de değil. Dünyada da böyle anılmaya başladım. Hatta bir gazete ‘dindar tasarımcı’ diye başlık attı. Türbanlı tasarımcı söyleminin altında biraz art niyet arıyorum. Türkiye’de yaptığım tüm defilelerde hep ‘türbanlı modacı’ olarak anılırdım, fakat ilk defa bu yıl New York’a gittiğimde bütün gazeteler Türk tasarımcı dedi. Çok hoşuma gitti bu. Türbandan önce ben bir Türk’üm. Ama bu kalıplaşmayı aşacağız. Ülke olarak medeni dünyaya uyum sağlayacağımıza inanıyorum.

Basının size olan ilgisinin nedeni başarınız mı, yoksa türbanlı bir kadının New York’ta defile düzenlemiş olması mı?

Aynı konu tabii; başörtüsü. İnsanlar dindar ların dünyadan elini eteğini çektiğini, hele de böyle dış görünüşü ilgilendiren bir alanda ilgilenilmesinin enteresan olduğunu ve asla başarılı olamayacağını düşünüyor. Yani kendinin dışındaki bir kavrama objektif olarak bakamayacağına inanıyor. Modada estetik var. Din ile estetiği de bir araya getirmeme gibi bir anlayış var. Tabii bunun bir altyapısı var. Bu yaşanılmış bir zamanlar. Kim yapmış neden yapmış bilmiyorum; ama “dindar kadın gayri estetik kadındır, dindar insanın evi de gayri estetiktir” anlayışı oluşmuş. Dindarlığı estetikten çok uzaklaştırmışlar. Bir gün bir kızcağız çıkmış diyor ki “Hayır din eşittir estetik.”; o zaman insanların başına bir bomba düşüyor. Ben dini estetik olarak görüyorum. Din o kadar zariftir ki o kadar naif ve incedir ki Allah’ın yarattıklarına bakmak yeterli. İslamî sanatlar dünyadaki en estetik sanatlardır.

Giyiminizle tasarladığınız kıyafetler çok farklı. Bu bir tür çelişki olarak addediliyor.

Bizler mütedeyyin insanlar mütedeyyinliğimizden, mütevazılığımızdan kaynaklanan kendimizi ve iç hayatımızı anlatmaktan o kadar geri durmuşuz ki! Benim yaptığım bizim biraz iç hayatımızdan bahsetmek. Mesela bütün basın bana soruyor; “Bu kıyafeti sen giyer misin?” diyor. Bugüne kadar giymediğim hiçbir kıyafeti üretmedim. Sadece ben her zaman şunu söylüyorum, bizler gibi mütedeyyin hayatı seçen insanların gardırobu iki kapaklıdır. Gardıropların bir içeriye açılan bir dışarıya açılan kapakları vardır. Şimdi ben biraz da gardırobun içe açılan kapağını açtım. Bunu çok bağıra bağıra anlatmadığım, sadece gösterdiğim için insanların kafasında soru işareti olabiliyor tabii.

Bunu göstermek doğru mu?

Bunu göstermekten çekinmiyorum.

Müslüman kadının özel hayatını deşifre ediyormuş gibi. “Ben giyiyorum” deyince insanlar sizi o kıyafetle düşündü.

Gerçek doğru bu mudur bilmiyorum. Bu benim doğrum. Onu, en azından bu kadarını açıklamak zorundayım. Aksi takdirde insanları suizanda bırakırım. “Bu ne yapıyor? Başını tamamen kapatmış, insanları tamamen açmış.” O insanların sorusuna bir şekilde benim cevap vermem lazım. Bu yapılmayacak bir şeyse de, bir hataysa da bireysel bir şey olarak algılanması lazım. Deşifre konusuna kendi inancım olarak geldiğimizde, bunu söylemekte bir beis görmüyorum. Özel yaşamlarımız o kadar gizlenmiş ki artık dünya insanları bizi bağnaz olarak görüyorlar. New York’ta bir muhabirle başıma gelen bir olayda gördüm ki hakikaten biz bunu saklayalım özelimizdir derken o kadar saklamışız ki insanların hayal gücünü bile yok etmişiz. CNBC-e ile röportaj yapacaktık. Muhabir beni görünce o kadar şaşırdı ki hayretler içinde “Siz ökçe giyiniyor musunuz?” dedi. Ayağımda her tarafı tamamen kapalı ökçeli bir ayakkabı vardı. “Evet” dedim mahcup bir şekilde. O kadar tanımıyorlar ki Müslüman kadınları hep Afganistan’daki burkalı kadınlar olarak düşünüyorlar. O zaman dedim ki bu çağda biraz bilgi vermek gerekiyor. Bu olaydan sonra yaptığımın doğru olduğuna inandım.

Başörtünüzle girdiğiniz ortamlarda sorunla karşılaşıyor musunuz?

Başörtümle girdiğim ortamlarda hiçbir problemle karşılaşmıyorum; çünkü problemli alanlara girmiyorum. İstenmediğim alanlara girmiyorum. Problem de yaşamıyorum. Başörtüm için çok şeyden vazgeçebilirim. Çünkü o benim kimliğim. O kadar komik ki, bir kadının göğüsleri kendine ait ve göstermek istemiyor değil mi? Saçım da bana ait bir şey ve göstermek istemiyorum, sana ne! Bu kadar basit bir şeyi insanlar durmadan işliyor duruyor. Ben 40 yaşımdayım 35 yıldır bu konu var. Herhalde birisi çıkıp insanlara “kral çıplak” diyene kadar buna devam edecekler.

Son haftaların en gözde tartışma konusu mahalle baskısı, sizce böyle bir şey var mı?

Bu kavram neden gündeme geliyor biliyor musunuz; aynaya bakıyorlar ve kendilerinin yaptığı şeyi başkalarının da rahatça yapabileceklerini düşünüyorlar. Bence bu kavramı ortaya atan şunu söylüyor: Biz aslında baskıyla aç diyoruz, o zaman onlar da güç ellerine geçince bize baskıyla kapat diyebilir. Bundan korkuyor olabilirler.

Başörtüsü modernize edilebilir mi ve sizce edilmeli midir?

Başörtüsü bence modernize edilmez ve edilmemelidir. Başörtüsü kişiye özel bir tarz değildir. Onun bir kapsama alanı var. Bunu da inancınız, size tarif ediyor. Dolayısıyla o tarifin dışına çıkmadığımızda neyi modernize edeceksiniz veya neyi değiştireceksiniz? Değiştiremeyeceğiniz şeyi moda yapamazsınız. Tesettürde moda olmaz ki. Moda değişkendir. Modada bir yıl etekler uzar, bir yıl kısalır… Ticari bir kavramdır, onu değiştirmek zorundasınızdır. Hatta zaman zaman arada o kadar uçurum yapacaksınız ki sizin 6 ay önce aldığınız bir şey demode olacak. Tesettürü nasıl bir ticari kavrama koyacaksınız ki? Kumaşını değiştirirsiniz, desenini değiştirirsiniz, rengini değiştirirsiniz o anlamda güncellersiniz. Bu sene tesettürde bu moda diye bir şey diyemedim. Tesettürde değişmeyen moda örtünmedir kardeşim.

First Lady Hayrünnisa Hanım’ın kıyafeti üzerine fırtınalar koptu. Siz giyimini nasıl buluyorsunuz?

Hayrünnisa Hanım kendisi hakkında konuşulan ve yazılanları görünce herhalde eğleniyordur. Bence Hayrünnisa Hanım konumuna göre sade ve iyi giyiniyor. Yalnızca dikişler biraz daha seçkin olabilir.

Siz başörtünüzü 10 yıldır hiç değiştirmediğinizi, hep aynı stil bağladığınızı söylüyorsunuz. Neden?

Gündemde tesettür modası kavramı var ve bir modacı olarak takip edilen birisiyim. Ben bu değişkenliği bireysel olarak yaptığım zaman moda olarak algılanır diye değiştirmiyorum. Kendimi medyada değişik şekillerde göstermek istemiyorum.

İslami Bar açıldı

Tags: , ,


Barda başörtülü kızlar çalışıyorBarın ortasına namaz kılma çadırı açıldı. Eskiden alkol satılan bara iki başörtülü kız dikildi. İşte o mekan;

Burası Davidoff Kafe… Aslında bir jazz bar. Yakın zamana kadar Zerrin Özer’in sahne aldığı bar da diyebiliriz.

Bakırköy’de Capasity Alışveriş Merkezi’nin hemen içinde.

Mini etekli kızların elindeki tepsilerde duble duble içkileri, kokteylleri taşıdığı barda şimdi iftar vakti…

Nasıl mı? “Jazz bar nasıl oldu da hidayete erdi” diyorsanız hemen anlatalım. Hadi trende uyalım “jazz barda Ramazan açılımı” diyelim..

Barın tam ortasına ‘bir namaz kılma çadırı’ kurulmuş. Jazz müziği yerini ilahilere bırakmış. Mini etekli garsonlar gitmiş; yerine türbanlı kızlar gelmiş.

Kocaman dev mönü afişinin üzerinde besmele yazısı dikkat çekiyor… Ha alkollere ne oldu derseniz? Mönünün hemen altına ”Müessesemiz alkolsüdür” diye bir de not düşülmüş. 

Üstelik fiyatlar da çok cezbedici… Çay, soda, su 1 TL. Alkollü içki yerine de ayran, şıra var…

Bir de su sebili, üzerinde “Hayrattır” yazıyor.

Zerrin Özer’in sahne aldığı yerde şimdi çiğköfte yoğuruluyor. İbrahim Tatlıses’in CD’leri çalınıyor.

Bu 180 derece dönüşümü ekonomik krizde dibe vurmuş bir işletmecinin zekice buluşu olarak yorumlayabilirsiniz… Ya da işletmeci Ramazan günü hidayete erdi de diyebilirsiniz. İşin perde arkasında ise işletmeci Zafer Öztürk ile alışveriş merkezi yönetimi arasındaki müthiş çekişme yatıyor..

Alışveriş merkezi yönetimi Zafer Öztürk’ü ‘dini istismar ediyor’ diye dava etmiş.. Zafer Öztürk ise yandaş medyanın TV kanallarına çıkıp ölümle tehdit edildiğini, barda çalışan başörtülü kızların tacize uğradığını iddia ediyor.

(internethaber)

İŞTE TÜRBANLI BARMENLER

u.20090827165510. Bu da oldu İslami Bar açıldı

u2 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u4 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u5 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u6 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u7 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u8 Bu da oldu İslami Bar açıldı

u9 Bu da oldu İslami Bar açıldı

Haşemalı kadınlara havuz yasağı

Tags: , , , ,


Haşemalı kadınlara havuz yasağı
Fransa’dan sonra, şimdi de İtalya’da, Verona kentinde başlayan haşema tartışması ülke geneline yayıldı.

Kuzey Birliği Partisi (KBP), kimi Müslüman kadınların tesettür kuralına uyma gerekçesiyle kullandıkları haşemaya yasak getirmeyi yeğlerken, merkez sol muhalefet ise farklılıklara saygı ve hoşgörü çağrısında bulundu.

PİEMONTE BÖLGESİNDE YASAK VE PARA CEZASI

Merkez sağ iktidarın koalisyon ortağı KBP yönetimindeki Varallo Sesia beldesinde, havuzlara haşemayla girmesi yasaklandı. Piemonte bölgesinde bulunan beldenin yerel yönetimi, haşema kullanan kadınlara 500 euro para cezası kesilmesini kararlaştırdı.

Varallo Sesia Belediye Başkanı Gianluca Buonanno, bugün haşema yasağına ilişkin yaptığı açıklamada, “Maskeli kadın görüntüsü, hijenik sorunlar bir yana, özellikle küçükler arasında rahatsızlık yaratabilir. Bizim uygarlık anlayışımıza ait olmayan adet ve tavırlar karşısında saygıyla boyun eğmemeliyiz. Herşeyi hoşgörüyle karşılamamız gerekmiyor” dedi.

MÜSLÜMAN ÜLKEDE BİKİNİYLE YÜZEN KADINI İDAM EDERLER

Buonanno, “Batılı bir kadının Müslüman bir ülkede bikiniyle yüzdüğünü düşünün: Kadın bunun bedelini ölüm, hapis ya da sınırdışı edilme cezasıyla ödeyebilir. Biz bu adeti yasaklamakla yetiniyoruz. Bu kararımızdan rahatsızlık duyanlar, haşemayı evlerindeki küvetlerde kullansınlar” diye konuştu.

MUHALEFETTEN HOŞGÖRÜ SÖYLEMLERİ

Ana muhalefet konumundaki Demokrat Parti’nin (DP) Veneto Bölgesi Kadınlar Kolu Başkanı Tiziana Agostini ise Müslüman kadınların örtünmelerinin de bir hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Agostini, KBP’nin haşema yasağını eleştirerek, “Kendisini liberal olarak tanımlayan yöneticilere, yürürlükteki yasalara ve örfe aykırı olmaması koşuluyla, açılma kadar örtünme hakkına da korumaları gerektiğini hatırlatmak isterim” dedi.

HİJYEN KURALLARINA UYGUN HAŞEMA

Bologna kentinde kimi havuzların işletmecisi olan So.Ge.Se. adlı şirket ise kimi Müslümanlar’dan gelen istek üzerine hijyen kurallarına uygun haşema hazırlatmış olduklarını açıkladı. Şirketin halkla ilişkiler sorumlusu Monica Crovetti, “Bizim havuzlarımızda, likradan üretilen bu haşemaların kullanılmasında bir sorun yok. Müslümanlar’dan, havuzların belirli saatlerde yalnızca kadınlara açılmasını isteyen birkaç elektronik posta da aldık. Ama yeterince istek gelmediği için şu an bunu yapabilecek durumda değiliz” diye konuştu.

KİMİ başörtüsü diyor, kimi türban, kimi eşarp.

Tags: , ,


Türkiye’nin 21. yüzyıl kentli fotoğrafına artık “örtülü başlar galerisi” diyebileceğimiz bir olgu yerleşti. Bu galerinin içinde örtünmenin her türlüsü var. Bu da yorum yapmayı zorlaştırıyor.

Anneannem gibi örtünen çok az kimse kaldı. Anneannem nasıl örtünürdü anlatayım. Düz kesim ve dizkapağının 15-20 santim altına inen pardösüsüyle eş renkte bir fularla alnının ve yanaklarının yarısını kapayacak şekilde başını örterdi. Bunlar mutlaka düz, desensiz kumaştan olurdu. Ayağındaki çorap da pardösüyle aynı renk ya da ten rengi olurdu ama saydam değildi. Düz ya da çok alçak topuklu ayakkabı giyerdi. Gümüş yüzüğünün dışında hiçbir takı takmaz, oje sürmez, makyaj kesinlikle yapmazdı.

Anneannem içki servis edilen yerlerde yapıldığı için çok sevdiği torunlarının hiçbirinin düğününe gelmedi.

“Göztepe’nin hacıannesi” diye bilinen anneannem 19’uncu yüzyılda doğmuş, çocukluğu Rumeli’de mutaassıp bir kasabada geçmiş, iki tarikata birden üye olmuş, gençliğinde dedeme rakı servisi yaparken her seferinde bir damla gözyaşı akıtmış, hoşgörü sahibi nur yüzlü bir insandı. Onu 70’lerin ortasında 85 yaşında iken kaybettik.

Şimdikilere gelince… Kesinlikle kimseye anneannem gibi olun demiyorum, ama örtünmedeki değişikliği anlamak ve anlatmak istiyorum. Bugün sokakta gördüğüm genç başörtülülerin bir bölümü bana 70’li yılların “punk”larını hatırlatıyor.

Avrupa’da 70’lerde başlayan punk akımı topluma karşı “görsel” olarak saldırıya geçmişti. İsyankâr bir tarafı vardı punkçuluğun. İngiltere’de başlangıçta ekonomik bunalımdan büyük zarar gören işçi sınıfı gençleri arasında revaçtaydı. Asıl hedef bir şeyleri protesto etmekti. Punklar köle kıyafeti giydilerse, amaçları içinde bulundukları durumu kınamak ve dayatılan modaya karşı çıkmaktı. Rengârenk ve dikleştirilmiş saç biçimlerini bu yüzden seçtiler, başta çengelli iğne, çeşitli sembolleri bu amaçla kullandılar. 

Giderek bir punk estetiği de oluştu. Bu estetiğin yaratıcısı olarak kabul edilen Londralı modacı Vivienne Westwood’un felsefesi “tepkileri davet eden bir güç gösterisi” sunmaktı. Buna göre punk giyinenler cesurdu, sokakta yürürken tüm dikkatleri üzerlerine çekeceklerini biliyorlardı çünkü. Bu giyim tarzı için “Sundukları görsellik bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilirdi” yorumları yapıldı. Sonuçta müziğiyle, giyimiyle, sanatıyla kategorize edilmesi zor bir alt kültür oluştu.

Gazeteci gözüyle etrafıma baktığımda türbanlı giyim giderek bana punk akımını hatırlatıyorsa bunu ciddiye almanızı öneririm. Üstelik bizim türban punk akımının çifte protestosu var. Hem devletin seçtiği giyim biçimine karşı, hem de kendi içlerinde dayatılan anneannem usulü örtünmeye karşı. Birincisinin belki farkındalar, ikincisi ise içgüdüsel olarak gelişen bir tepki bana kalırsa…

Zeynep Göğüş – Hürriyet

Başörtüsü Örnekleri-Armine

Tags: , , ,


Evlenmek için baş açılır mı?

Tags: , ,


Evlenmek için baş açılır mı?
Başörtülülerle kim evlenecek’ sorunu gündemde ya… Başörtülü kızlar “eğer sorun olsaydı kadınlar başını açarlardı” diyor!..

İNTERNETHABER
H. Kübra Kocaoğlu

 Söyleşi için uzunca bir maratondan çıkmış, bu günlerde de üniversite tercihleriyle bunalmış Latife’nin evine gidiyoruz. Latife ve Betül iki kız kardeş. İkisi de başörtülü ve idealleri var. Latife, bu sene ÖSS ye girdi, iyi de bir puan aldı. Tıpkı Seda gibi.

Seda ve Latife şu sıralar üniversite tercihleri yüzünden büyük bir kararsızlık yaşıyorlar.

 EVLENMEK İÇİN BAŞ AÇILIR MI?
Betül S: Biz mesleki kaygılar taşırken gündem evlilik meselesiyle sarsıldı bir anda. Babam Ahmet Hakan’ın yazısını kesip getirmiş “kızım şuna bir bak bakalım” diye. “Türbanlılarla kim evlenecek sorunu” Ahmet Hakan gibi özünü kaybetmiş insanların taşıyacağı bir kaygı. O yüzden bunu çok görmemek lazım. Kendileri zamanında bir türbanlıya gönül verip de yüz bulamamış olabilir mi acaba?” Bir de evlenmek için kapanan insanları da görmek lazım. Böyle bir çok insan tanıyorum etrafımda.

BİZİM MAHALLEDE BAYANLAR EVLENMEK İÇİN AÇILIRDI

Demem o ki; böyle bir sorunu Ahmet Bey değil de bizim kesim görmüş olsaydı pek çok şahit olduğum bayan kapanmayı değil açılmayı tercih ederdi. Demek durum böyle söz edildiği kadar abartılacak boyutlarda değil. Sadece İslamcı erkekler arasında değil ki bu değişim. Farklı düşüncelere sahip, İslami düşünceden uzak bir erkek de düşüncelerine yenilik getirip, kapalı bir bayanla izdivaç edebiliyor örneğin. Bu kaygı duyulacak bir mesele değil bizler için.

Betül ise bir üniversite öğrencisi. Onun da kendisini bekleyen iş hayatıyla ilgili kaygıları var. Yaşadıkları kaygıları ve gündemdeki başörtüsü polemikleri hakkında ne düşündüklerini sorduk. Sıcak bir yaz akşamında evlerinin terasında keyifli bir söyleşiye başlamak niyetindeyiz. Fakat kızları konuşturmak sandığımdan daha zor oluyor. Ancak konu tercihlerden açılınca başlıyorlar anlatmaya.

 ”TEHDİT OLARAK GÖRÜLMEYECEĞİM BİR MESLEK ARAYIŞINDAYIM”

H. Kübra Kocaoğlu: ÖSS tercihlerinin yapıldığı şu günlerde sizin birinci gündem maddeniz sanırım tercihler. Nereleri tercih edeceksiniz üniversite için? Başörtülü olmak, sizi tercih yaparken diğer arkadaşlarınızdan farklı olarak etkiliyor mu?

Latife S. : Hedeflerimiz çok büyük olmasına rağmen, bize sunulan 3-5 seçenek arasından kendimize en uygun gördüğümüzü hedef olarak seçmek zorunda kalıyoruz. Çünkü başörtüsüyle kabul göreceğiniz bir mesleğiniz olsun istiyorsunuz. Bu kısıtlamalar içinde kendime uygun gördüğüm savcılık gibi bir mesleğe, çeşitli kanun ve kurallar yüzünden uygun biri olarak görülmüyorum. Neticede hedeflerimin sapmaya uğrayacağı gerçeğini görerek kısıtlı zamanımda, kısıtlı bir ideal olan ve tehdit unsuru olarak görülmeyecek bir meslek arayışındayım.

Seda Y. : ÖSS’ye girdim ve tercih yapacağım. Hedeflerim iyi bir üniversitede iyi bir bölüm okumak ve mezun olduktan sonra mesleğimi yapabileceğim bir iş bulmak. Ancak bir başörtülü olarak başımı açıp okumak ve başörtülü olarak iş bulamamak gibi konular beni kaygılandırıyor. Tercihlerimizi yapacağımız şu günlerde müthiş bir karamsarlığın içindeyim. Nasıl bir meslek seçmeliyim ki başörtüm problem olmasın? Tercihlerimizi belirleyen kriter aldığımız puandan çok başımızdaki başörtüsü.

BEDELİ HERGÜN ÖDÜYÜROZ ZATEN

H. Kübra Kocaoğlu
: Betül sen bu kaygıları zamanında yaşamışsın ve şimdi üniversitede okuyorsun. Senin geleceğe dair düşüncelerin neler?

Betül S. : Ben alanımda yüksek lisans yapmak ve dil eğitimi almak istiyorum. Dil eğitimi için başörtüsü sorun teşkil etmiyor şimdilik fakat gel gör ki üniversitelerde, devlet kadrolarında ve özel sektörde herzaman beni zor durumda bırakan bir unsur olacak, mezun olduğumda başörtüsü. Ben ve benim arkadaşlarım bu bedeli hesapsızca hergün üniversite kapısından içeri girerken vermekteyiz zaten…
 
Latife S. : Eminim ki siyasetçilerce oy olarak görülen başörtüsü, medyada reyting ve tiraj olarak görülmekte. Yani asıl mesele ne laiklik ne başörtüsü ne de başörtülü kızların evlenemeyeceğinden duyulan üzüntüdür. Zaten bu komik polemik beni ve diğer başörtülü kızları korkutmaz. Çünkü tercih edilmediğimiz kişiler de aslında bizim tercih etmeyeceklerimizdir.

“HER ŞEYİMİZE KARIŞTILAR EN SON KİMİNLE EVLENECEĞİMİZ KALDI”

Seda Y. : “Medyadaki başörtülü kızlar kimlerle evlenecek?” polemiğini sadece komik buluyorum. Her şeyimize karıştılar en son kiminle evleneceğimiz kaldı. Evet, bizim kesimin erkekleri artık açık kızları daha fazla tercih ediyor doğrudur. Bence bu fikirlerindeki samimiyetsizliği gösteriyor. Sonuçta insan bir fikri savunuyorsa eylemleri de bu fikri desteklemelidir. Ancak bizim kesimin erkekleri başörtüsünü savunup, başörtüsüzü tercih ediyorlar.
 
“BİZİM MAHALLENİN ERKEKLERİNİN CEBİNDEYİZ”

 Latife S. : Erkeklerin bize olan bakış açısı bence, hangi mahallede olduğuyla değil daha çok ne kadar geniş düşünebildiğiyle ve saygı ölçüsüyle ilgili. İllaki bir genelleme yapılacaksa aynı fikirlerin etrafında toplandığımız bizim mahallenin erkeklerinden saygı görmemiz muhtemel. Diğer mahallenin erkeklerince “Niye bunu örtmüş ki? Ama yakışmış” dedikleri kızlarız. Bizim mahallede ise “bunların hepsi cepte, günü gelince bizimdir” gözüyle bakılıyoruz.
 
Betül S. : Ben insanları “şu-cu, bu -cu” diye ayırmaktansa özünde “insan mı?” diye tartmayı daha mantıklı buluyorum ama zıt fikirlere sahip bazı erkekler arasında da nezaketi elden bırakmayanlar oluyor elbette. Biraz insanlıkla ilgili diye düşünüyorum. Saygı nedir bilen insan, muhtemelen benim dini inançlarıma da saygı gösterecektir. O yüzden başörtüsünü bir bayanda hoş görmeyen ama bunu da asla karşısındakine lanse etmeyen beyefendiler görebiliyoruz her alanda.

DİĞER MAHALLENİN ERKEKLERİ BİZE DAHA SAYGILI

Seda Y. : Benim her iki mahallenin erkeklerinden de arkadaşlarım, tanıdıklarım var. İki taraftan da  bize karşı bir saygı görüyoruz. Ancak diğer mahalle erkeklerinin bize, kendi mahallelerinin kadınlarına göre daha fazla saygı gösterdiklerini düşünüyorum. “Hanımefendi” bir yapıyı başınız kapandığında üstünüzde hissediyorsunuz. Sanırım onlar da hissediyor bunu.

 

Aslında başı açık arkadaşlarımızla yaşam biçimi olarak çok az noktalarda ayrılıyoruz. Bazen öyle durumlar oluyor ki aramızda ki tek fark başımızdaki örtü oluyor. Ama toplumun bakış açısı hemencecik ayırıveriyor sizi arkadaşlarınızdan. Bazen iyi, bazen kötü… 

TEHDİT DEĞİL ARKADAŞIZ

Latife S.Bence, başörtülülerin her yaptığının olay olması bile ötekileştirildiklerimizle  birarada olmamızdan dolayı. Alışverişte, iş yerlerinde, okullarda… Peki aynı ortamları paylaştığımız insanlardan çok farklı bir yaşam sürdüğümüz söylenebilir mi? Farklılık aslında bizi eleştiren insanların kafalarının içinde. Ayrıca pek çok arkadaşım açık ama en ufak bir iletişim eksikliği yaşamıyoruz, insanlar saygı duymayı bildikleri sürece. Biz farklı fikirlerden pek çok arkadaş o kadar iyi anlaşıyoruz ki, arkadaşlarımız bizi “tehdit” olarak değil, “arkadaş” olarak görüyor. Ama bazı kesimlerce, sistem için tehdit olarak görüldüğümüzü hissediyorum. Çünkü pek çok dernek sırf bizlere duydukları rahatsızlıklar yüzünden kuruldu. Peki, onları rahatsız eden neydi? Bence gözlerini diktikleri koltukları kapıverecek olduğumuz kuşkusunu uyandırmamızdı. Yani asıl dertleri bizim gibi demokrasi ve özgürce yaşama isteği değil, bizim kökten savunduğumuz değerler adı altında bizi kendi fikrimizin düşmanı olarak gösterip daha sonra üstü kapalı bir oligarşinin içinde olmak.

 


BİZİM SİSTEMLE BİR ALIP VEREMEDİĞİMİZ YOK”

 

Betül S. : Burada şunu iyi ayırmak lazım, bizi sistem için tehdit olarak gören var, görüyoruz deyip de malzeme yapan var. O yüzden bu farkı iyi özümsemek lazım. Bizi anlayan tehdit olmadığımızı zaten bilir. Bir de dolma akıl diye tabir edebileceğim bir kesim var. Onlar için durum vahim, “biz öcü, biz canavar, biz örümcek kafalı”… Bu insanların kafaları birileri tarafından saçma düşüncelerle doldurulmuş, araştırma zahmetinde bulunmamış, tembel insanlardır. Dolma değil dökme akıl olmak lazım.
  

Ben, neden sistem için tehdit olayım ki? Sistem kendi kendini yeyip bitirirken. Doğru bir şeyleri bozmaya çalışan unsur tehdit oluşturur. Bizim sistemle bir alıp veremediğimiz yok zaten sistemin kendine hayrı yok!
 

“AYŞE NE HALTLAR KARIŞTIRIYOR”

 

H. Kübra Kocaoğlu:: Ayşe Arman, önce soyundu sonra tesettüre girdi ve tesettürlülerin neler yaşadığını yorumladı kendince. Siz bir başörtülü olarak bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Latife S. : Arman’ın, yaşadığımız 2.sınıf vatandaş muamelesini göstermek istediğini düşünmüyorum. Gayesi ”bakın örtü insanı nasıl çirkinleştirir, örtü insanı dünyadan nasıl mahrum bırakır” diyebilmek. Ne yazık ki o kısıtlı düşüncelirini sanki büyük bir marifetmiş gibi ballandırarak ,zulmü ortaya çıkaran kurtarıcı edasıyla gazetesinin köşesine taşımasını doğru bulmuyorum. Biz taşıdığımız örtüden, fikirden memnunken; onun bizleri konu ederek araştırma yapmasını gereksiz buluyorum.
 
Betül S. : Tabi onları da anlamak gerek, ekmek kapıları ne de olsa. Hürriyet’e  iyi bir haber çıkarmaları lazım. Genel yayın yönetmeni baskı uygulayınca zorda kalanlar için, bir köşede itina ile saklanan, yeri geldiğinde ısıtılıp tekrar halkın önüne sunulan “tesettür/başörtüsü”  meselesi imdatlarına yetişiyor. Ayşe Arman akıllı kadın, bu sefer daha farklı yaklaşmış olaya, kılıktan kılığa giriyor hergün… Ayşe haşemalı, Ayşe kuaförde, Ayşe Reina’da, Ayşe umrede, Ayşe hacca gidiyor, Ayşe gelecek, Ayşe nerde?, Ayşe yine ne haltlar karıştırıyor… Ooo bakın bir seri oluşturduk bile. Bir müddet idare eder bu mevzu Ayşe Arman’ı.

 

Seda Y. :Ayşe Arman’ın yazısını samimi bulmadım. Bence Ayşe Arman başörtülüleri anlamak değil daha rahat eleştirebilmek için böyle bir çalışma yapmış. Bu yüzden rahatsızlık duydum.

Dindar erkek açık kadını öper mi?

Tags: , , , ,


Herkes onlar için bir şey yazdı. Peki onlar ne diyor? Evlilik gibi bir sorunları var mı?

Ayşe Arman kendi mahallesinden “karşı mahalleye” gitti ve gördüklerini yazdı. Eleştirenler de oldu, alkışlayanlar da… Ama kimse “karşı mahalle”nin kızlarına sormadı. Gerçekler bu muydu?

İnternethaber de  o mahalleye gitti ve tüm gerçekleri öğrendi. Ama ortaya çıkanlar bu kez çok farklıydı. Kimsenin bildiği, anlattığı, zannettiği gibi değildi.

“Başörtülü kızlar neden süslenir? Başörtülü bir kız nasıl aşk yaşar? Sokakta gülebilir mi? Dindar erkek açık kadını neden öper? Mahalle baskısı var mı? Kiminle evleneceğiz kaygısı var mı?

Tüm bu sorular arkadaşımız H. Kübra Kocaoğlu’nun röportajlarında yanıtını buldu.

İŞTE “KARŞI MAHALLENİN” İÇİNDEN İLK RÖPORTAJ

RÖPORTAJ: H. Kübra KOCAOĞLU

Başkent Kadın Platformu Derneği’nin kapısından içeri giriyorum. Zeynep hanımla öncesinden tanışıyoruz. Hidayet Hanım, Nesrin Hanım ve Zerrin’le orada tanışıyoruz. Hava o kadar sıcak ki kapıdan girer girmez “rahat olabilirsin, içerde erkek yok diyorlar” ve ben gerçekten hemen başörtümü, üstümü çıkarıp rahatlıyorum. Çaylar da geldikten sonra başlıyoruz söyleşimize.

ERKEKLER DİNDARLIKLARINI ÇOK DAHA ÖNCE BIRAKTILAR

H. Kübra Kocaoğlu : Gerek medyada olsun gerekse toplumun içinde olsun sürekli başörtülü kadınların üzerinden bir gündem oluşturma söz konusu. Siz de mutlaka takip ediyorsunuzdur. Dindar kesimde sanki bir sınıf atlama oldu ve özellikle başörtülü zengin kadınların giyimleri, arabaları kısacası yaşam tarzları tartışılır oldu. Siz bu kesimin yaşam tarzındaki bu değişimler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Zeynep Piyade : Başörtüsüyle jiplere binen, marka giyen kadınlar eleştiriliyor ama bu kesimin erkekleri çok daha önce dindarlıklarını bıraktılar. Şimdi pekala iş yemeği diye gidip alkollü masalarda oturuyorlar, kimilerinin sevgilileri bile var. Onların dindarlıkları yok olmadı da kadınların dindarlığı jipe binince mi yok oldu? Bu polemikler neden kadınlar üzerinden yürütülüyor? Erkekler marka seçerken, Pierre Cardin giyerken bunların hakkı da, kadın yaparken hakkı değil mi?

Hidayet Şefkatli Tuksal: Erkek egemenliği böyle bir şey. Onların yaptığı her şey yakışır, kadınlar yapınca hem sekülerlerin gözüne batıyor hem dindarların.

Zeynep Piyade : Bana göre asıl sorun şu. Bir insan başını örtecek kadar dindarsa bir kere israftan kaçınması lazım her şeyden önce.

 

Soldan sağa: Hidayet Şefkatli Tuksal, Nesrin Semiz, H. Kübra Kocaoğlu, Zeynep Piyade

EMİNE HANIM GİBİ DEĞİL, RAHŞAN HANIM GİBİ

Hidayet Şefkatli Tuksal: Emine Hanım’ın ya da göz önünde bulunan dindar kadınların kendilerini şıklık ve lüks yarışında bir aktör olarak görmemeleri lazım. Bu konuda ben Rahşan Ecevit’i model olarak görüyorum. Hiçbir zaman kıyafetiyle gündeme gelmedi. Her zaman düşünceleriyle gündeme geldi. Ben dindar kadınlardan da bunu bekliyorum. Haa bu şu demek değil; hepimiz siyah giyinelim başka da bir renk giyinmeyelim değil.

DİNDAR ERKEK AÇIK KADINI NİYE ÖPER?
H. Kübra Kocaoğlu : Çalışma hayatında kadın olarak var olamanın zorluklarını biliyoruz. Peki başörtülü bir kadın olarak var olamaya çalışmak zorluk derecesini artırıyor mu sizce?

Hidayet Şefkatli Tuksal: Şimdi özellikle bazı iş kollarında, sekreterlik vs. gibi, sonradan görme patronların gözünde bir anlamda “hafiflemiş bir kadın” pozisyonuna düşebiliyorsun.. Onun için sana yoklama çekmeyi hakkı zannediyor. Karısı eldivenlerle gezen bir akademisyenin selamlaşma babında bazı kadınları öptüğünü biliyorum. Ve öptüğü kadınlardan bir tanesi de arkadaşımdı. “Bu adam seni niye gelip öpüyor?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. “Ben biliyorum” dedim – “Meşruiyet kazanmak için.” “Ne meşruiyeti?” dedi. “Kendi gözünde sınıf atlayabilmek için senin gibi bir kadını öpmesi lazım.” Açık bir kadınla diyaloga girmek onların kendi gözlerinde sınıf atlamalarına neden oluyor.

H. Kübra Kocaoğlu : O zaman bu aslında bizim mahallenin erkeklerinin türbanlıyla evlenip türbansızla aldatma durumunda olduğunu doğrular nitelikte. Fatih Altay’lı bununla ilgili bir yazı yazmıştı

Zeynep Piyade : Aynen öyle

Zeynep Piyade : Şık olmak için pahalı giyinmek gerekmiyor.

BAŞÖRTÜLÜ KIZLAR KİMİNLE EVLENECEK?

Zeynep Piyade : Bir yerlere gelme hırsı olan, beklentisi olan erkekler örtülü kızlarla evlenmemeyi tercih etmeye başladılar. Bir de şöyle bir şey var, bizim de çoğumuzun kızları artık örtünmemeye başladı.

BAŞÖRTÜSÜ ISRARI AZALDI

Hidayet Şefkatli Tuksal: Yani başörtünün çözülemeyeceğini anlayınca insanlar, artık kızlarının örtünmesinden de vazgeçmeye başladılar. Benim tanıdığım bir çok örtülü aile aslında örtünmesini istemedi kızlarının. Ama buna rağmen rol modeli gereği kızların bir kısmı kendileri istediler, örtündüler. 28 Şubat sonrasında gerçekten bir kırılma oldu. Öncesinde başörtüsü konusunda verilecek mücadelelerle en azından bu işin rahatlayabileceği gibi ümitler vardı fakat 28 Şubatla birlikte bu ümit kırıldı. Bu ümit kırıldıktan sonra insanlar bir daha düşündüler, o dönemde mesela üniversiteyi terk eden kızlar daha çoktu, üniversite sınavına girmeyen kızlar daha çoktu fakat ondan sonra aileler “kızım oku, peruk tak oku” dediler. O ısrar azaldı. Bir çok aile için kızı, namazında niyazında ise düzgün giyiniyorsa ama başını örtmüyorsa bunu sorun kabul etmedi. Yani bir kırılmaya yol açtı.

KARŞI MAHALLENİN ERKEKLERİNE ACIMASIZ ELEŞTİRİ
“ALLAH İZİN VERMİŞ, LAİK SİSTEMİ TAKMAYIVERİRSİN”

BİZİM MAHALLENİN ERKEKLERİ KADINLA ARKADAŞ OLMAYI BİLMİYOR

Hidayet Şefkatli Tuksal: Bizim mahallenin erkekleri hazırlıksızlar. Çok böyle haremlik selamlık ortamlarda büyüdükleri için, kafalarında kadınlarla arkadaş olmak gibi bir nosyon yok. Bu kadın ya bacısı olur, ya sevgilisi olur, ya karısı olur. Arkadaşlık nasıl edilir, arkadaşlık ederken de mesafeyi korumak nasıl olur, hangi sınırlarda arkadaşlık edilir? bunları yeterince tecrübe etmemişler bilmiyorlar. Karşıdaki bayanın tavır rahat olabilir ama o rahat diye sen de mi öyle olmak zorundasın? Sen sınırlarını koruyabilirsin. Ben böyle sınırlarını koruyabilen az insanla karşılaştım.

ALLAH İZİN VERMİŞ LAİK SİSTEMİ TAKMAYIVER

Erkeklerin gönül meselelerinde rahat olmaları konusunda dinden aldıkları şöyle de bir güç var: Şeriata göre 4′e kadar evlenme hakkı var ya dolayısıyla bazı erkekler, laik rejimin kendisini bir kadına mecbur ettiğini düşünüyorlar. Bunlar fedakarlık ediyorlar kendilerince. Bir dönem fedakarlık ediyor, sonra birisi hoşuna gittiğinde kendisini rahat hissediyor. Çünkü aslında Allah ona izin vermiş, o zaman laik sistemi de takmayıverirsin nolacak. Sonuna kadar götüremese de, herkesin ahlak anlayışına göre değişik dozlarda yaşayacağı çeşitli maceralar yaşamayı kendine hak gören bir sürü erkek var. Yani bizim dindar erkeklerin bir kısmı, kendilerini bir kontenjan dolu üç kontenjan boş hissediyorlar. Bu, üç kontenjan boş gezerken bu kontenjanlara girip çıkan insanlar olabiliyor.

BİR ANDA KAPILIVERİYORLAR

Zeynep Piyade : Bir de çoğu hayatında aşkı tanımadan görücü üsulü evlenmiş tipler. Çalışma hayatında bir anda farklı bir kadınla sürekli birlikte olunca bir anda kapılıveriyorlar.

Hidayet Şefkatli Tuksal: Kadın erkek ilişkileri şimdi modern dönemde yeniden dizayn edilirken, sanki sınırlar olmamalı gibi bir anlayış var. Mesela ben genç kızlar arasında bu sınırların dikkate alınmamasından dolayı üzülüyorum. Çünkü süreç sonunda onların aleyhine işliyor. Eğlenilecek kız, evlenilecek kız kategorileri ortaya çıkıyor.

AYŞE ARMAN SOYUNUK KALSIN

H. Kübra Kocaoğlu : Ayşe Armanın yaptığı gazetecilik bağlamında tartışılabilir nitekim tartışıldı da. Ama benim bir başörtülü olarak rahatsızlık duyduğum noktalar oldu. Konuyu öyle bir ele alışı var ki “ aa bunlar şunu da yapıyormuş, aa bunlar bunu da yapıyormuş.” Bazen şaşırarak bazen küçümseyerek meğer bunlarda kadınmış ifadesi vermiş bana göre. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hidayet Şevkatli Tuksal: Ayşe Arman soyunuk kalsın. Nihat Odabaşı’yla yeni projeler düşünsünler. Bu kadar başörtülü kadın bu kadar acı çekti gündeme oturamadı ama Ayşe Arman tesettüre girdi herkesin gündemine oturdu. Türkiye’deki magazinel basın açısından başarılı bir gazeteci. Fakat burada ince bir nokta var. Tesettür bir haldir. Üstüne başına bir mağazadan kıyafet alıp giyinmek değildir. Ayşe Arman tesettüre girmemiştir bana göre.

DİNDAR KESİMİ TANIMAMAK BİR STATÜ ALAMETİ
BAŞÖRTÜLÜLER NEDEN SÜSLENİYOR?
KARININ ÖRTÜLÜ OLMASI SENİ DİNDAR YAPMAZ

DİNDAR KESİMİ TANIMAMAK BİR STATÜ ALAMETİ

Bu şunu gösteriyor. Türkiye’de bazı kesimlerin dindar kesimi hiç tanımaması, bir statü alametidir. Bu ülkedeki kadınların yüzde 60’ı başını örterken senin bu yüzde 60 hakkında hiçbir fikrinin olmaması herhalde başka bir ülkede olsa, bu insanı “asosyal” konumuna düşürecek bir durumdur. Fakat Türkiye’de kendini beyaz zanneden bir kesim için bu bir gurur vesilesidir. Yani hiçbir işi olmamış bu zamana kadar o kesimle. Bu cahillik onlar için bir statü göstergesidir ve bu cahillik üzerinden prim yaparlar.

BAŞÖRTÜLÜLER NEDEN SÜSLENİYOR?

H. Kübra Kocaoğlu : Bu eşarbın kuaförlerde çeşit çeşit bağlanmasını nasıl yorumlamak lazım sizce? Başımı açmıyorum, açamıyorum o zaman ben de eşarbımı süslerim duygusuyla yapılmış bir ego tatmini diyebilir miyiz buna?

Zeynep Piyade : Yok bence kadınsı bir süslenme ihtiyacı sadece.

Hidayet Şefkatli Tuksal: Bir aralar başörtülü kadınların kaşını alması bile çok tartışılırdı fetvalar filan…Yani oralardan geçtik biz. Ben bunu yadırgamıyorum artık herkesin beden odaklı bir kadın algısı var. Yani başörtülü kadınlar nasıl bunun dışında kalsınlar. Kalamıyorlar ve kendilerince bir çözüm buluyorlar. Bu çözümleri de hoş görmek lazım.

RAĞBET GÜZEL İLE ZENGİNE

Zeynep Piyade : Kadınlar sadece kendilerini değil, sanatsal yatkınlıkları yüzünden her şeyi süslemeye meyilli bir varlık zaten. Bu durumda ne kadar baskılamaya çalışsa da bir şekilde süslenmeyi beceriyor her şeye rağmen.

Hidayet Şefkatli Tuksal: Dindar kadınlar, eskiden süslenmiyordu takva adına. Ama artık baktı ki rağbet güzel ile zengine onlar da süslenmeye başladı.

Zeynep Piyade : İnsanı kızdıran sürekli birilerinin bu konular üzerinden prim yapması. Olayın sadece şekli değişiyor ama başörtüsünü kendine malzeme yapıp bunun üzerinden prim yapmayı başarıyor insanlar.

BİZİM MAHALLENİN ERKEKLERİ HER KONUDA SINIFTA KALDI

Nesrin Semiz : Aslında Ahmet Hakan’ın yazısını ben bu bağlamda değerlendirdim. Ahmet Hakan başörtüsüyle ilgili son yazılarında kadın üzerinden prim yapmak yerine, yine kadınlar üzerinden, içinden çıkıp geldiği kesimin erkeklerini sonuna kadar topa tutuyor. Onların bir anlamda iki yüzlülüklerini yüzlerine vuruyor bana göre. Bizim mahallenin bazı erkekleri başörtüsü konusunda, inanç konusunda, ahlak konusunda her şeyleriyle sınıfta kaldılar.

“KARININ ÖRTÜLÜ OLMASI SENİ DİNDAR YAPMAZ”

Zeynep Piyade : Burada, gözden kaçmaması gereken şöyle bir nokta da var. Erkekler birbirlerini eleştirmiyorlar. Bir şekilde eli para görmüş, bir yerlere gelmiş, “muhafazakar erkekler”in bir kısmının gayri meşru ilişkilere girdiğini görüyoruz, duyuyoruz. Kendini dindar olarak görüp bunu yapmayan erkeklerin bir kısmı da bu durumu görmezden geliyor; eleştirmiyor, hatta daha kötüsü, bazen sırtını sıvazlıyor. Ama, sen kendine “dindarım” diyorsan dindarlığın gerektirdiği gibi davran. Öyle davranmıyorsan da “dindarım” deme. Karının örtülü olması seni dindar yapmaz; ama malesef öyle görünüyor.

YARIN: ZERRİN’İN HİKAYESİ
BAŞÖRTÜLÜ KIZ NASIL AŞK YAŞAR
İKİ MAHALLEDEN DE  BASKI VAR
ASKERİYEYE TÜRBANLA GİRMENİN YOLU

internethaber(özel)

Türbanlılarla kim evlenecek sorunu

Tags: , , , , ,


Önce…

Kadir Topbaş’ın oğlu Ömer, türbansız bir genç kızla dünya evine girdi…

Ardından…

Bülent Arınç’ın oğlu Ahmet Mücahit’in sözlüsünün türban takmadığı ortaya çıktı…

Benim gibi iki dünya arasında köprüler kurmaya meraklı bir adam için, iki dünya arasında gerçekleşen ya da gerçekleşecek bu türden “kız alıp vermeler”, tabii ki hayra işaret eder…

Ben memnunum yani gidişattan…
* * *
Ama… Fakat… Lakin…

İslami kesimin en köklü ve en ünlü forum sitelerinden biri olan “Cemaat.com”da, 2005 yılında yayınlanan bir yazı, meselenin bir başka yönüne işaret etmesi açısından hayli önemli…

Yazıyı yazan genç, zeki, donanımlı bir şair olan İsmail Kılıçarslan…

Bakın İsmail, bundan dört yıl önce neler yazmış:

“Son zamanlarda İslamcı erkekler arasında moda haline gelen bir sosyolojik durum var: Örtünmeyen kızlarla evlenmek! Geçtiğimiz iki yılda hem yakın çevremde, hem de daha geniş bir sosyal tabanda gördüğüm örnekler, beni bu mesele hakkında kafa yormaya itmişti zaten; ama son bir yıldır şahit olduklarım beni sıkı bir umutsuzluğun içine yuvarladı. Soru şu: İslamcı erkekler, örtünmeyen kızlarla evlenecekse; başörtülü kızlarla kim evlenecek?”.
* * *
İsmail’e göre…

Türbanlı kızlar zaten feleğin sillesini yemiş durumdadır…

Okullarından atılmışlardır… İş bulamamışlardır… Muhafazakârlara ait işyerlerinde üç kuruş paraya ucuz işgücü olarak çalıştırılmışlardır… Hak ettikleri halde asla terfi ettirilmemişlerdir… Vitrine çıkarılmamışlardır… “İkinci eş olma” gibi mide bulandırıcı tekliflere maruz kalmışlardır… 28 Şubat gibi tehlikeli ve kamufle olmayı gerektiren süreçlerde işten ilk çıkarılan onlar olmuştur…

İsmail, türbanlı kızların içler acısı halini anlattıktan sonra asıl konuya geliyor ve şöyle diyor:

“Başörtülü kızlarımız için durum bu kadar kötüyken; gene de bir teselli cümlemiz vardı: ‘Helal süt emmiş bir Müslüman gençle yuva kurup evlerinin hanımı olurlar’. Fakat şimdi bu teselli de ortadan kalkmış durumda. İslamcı erkekler yanlarında bir ‘zenci’ taşımak istemiyorlar işte. Sosyal ortamlarda, iş hayatında, alışveriş merkezlerinde, hatta sokakta kendisine ‘ayak bağı’ olacak bir başörtülü kız istemiyorlar. Başörtülü kızların sığındıkları son tesellileri de ellerinden kayıp gidiyor”.

* * *

Kadir Topbaş’ın oğlu türbansız kızla evlenecek…

Bülent Arınç’ın oğlu türbansız kızla evlenecek…

İsmail’in dediği gibi:

Peki türbanlı kızlarla kim evlenecek?

Alın size türbana dair, yepyeni, el değmemiş, taptaze bir mevzuu…

Ben de türbana dair şu mavi göğün altında konuşulmadık hiçbir konu kalmadı sanıyordum…

Meğer varmış…

A.Hakan Çoşkun/Hürriyet

Güzel Türban Çeşitleri

Tags: , ,