Ses sanatçısı Zara ve Engin Noyan’dan Savalat-ı Şerif dinlediniz mi? TRT’de dün akşam iftar saatinde yayınlanan Serdar Turcer’in sunduğu “Ramazan Sevinci” programında yayınlandı.
Pek çok kişinin bilmediği klip TRT ekranları aracılığıyla izleyiciyle buluştu. Billur sesiyle gönül telini titreten Zara’ya minik çocuklar da eşlik ediyor..
Dr. Senai Demirci’nin senaryosunu yazdığı klip, küçük bir kız çocuğunun dünyanın vurdumduymazlığına salavatla ve gülle karşılık vermesini konu ediniyor.
Klipte, Senai Demirci’nin yanı sıra Zara ve Engin Noyan’ın da rolleri var. Sanatçıların oyunculuk ücreti almadığı klibin çekimlerinde onlarca kişi gönüllü rol aldı
İŞTE KLİP
Yapımı 4 yıl süren ve 84 kişilik teknik ekibinin yarısından fazlası Müslüman olan, sinema tarihinde dev perde formatıyla hazırlanmış ilk İslâmî temalı film gösterildiği ülkelerde kapalı gişe oynuyor.
Ali Murat Güven‘in haberi
Yapımı 4 yıl süren ve 84 kişilik teknik ekibinin yarısından fazlası Müslüman olan “Mekke’ye Yolculuk”, sinema tarihinde dev perde formatıyla hazırlanmış ilk İslâmî temalı film olarak, son bir aydır gösterime sunulduğu ülkelerde kapalı gişe oynuyor. “Mekke’ye Yolculuk”, normalden 10 kat daha büyük sinema perdelerinde gösterilen IMAX film teknolojisiyle çekilirken, 25 ayrı ülkenin sinemacılarından oluşan yapım ekibi de bu proje için tarihte ilk defa “Kâbe’nin üzerinden helikopterle uçma izni” aldı.
Amerikalı yapım şirketi “Cosmic Pictures”, 7 Ocak’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de düzenlenen görkemli bir dünya galasında ilk kez izleyicilerin karşısına çıkan “Mekke’ye Yolculuk” adlı sıradışı filmle sinema tarihinde bir “ilk”e imza attı.
Çekimlerine 2004 yılında başlanan ve son bir yıldan bu yana da kurgusu üzerinde çalışılan “Mekke’ye Yolculuk” adlı yarı-drama yarı-belgesel türdeki yapıt, Kâbe’nin üzerinde düşük irtifada uçularak gerçekleştirilen hava çekimleri başta olmak üzere, şimdiye kadar beyazperdede eşi görülmemiş güzellikte görüntüler barındırıyor. Film, 14′üncü yüzyılda yaşamış olan ünlü Faslı gezgin İbn-i Battuta’nın hayat hikâyesi ekseninde, geçmişle günümüz arasında gidip gelen paralel bir kurguda ilerleyerek, dünyanın dört bir köşesindeki Müslümanların her yıl Kâbe’ye yaptıkları görkemli Hac yolculuğunu anlatmakta… 
2004 yılında, belgesel sinema alanında uzmanlaşmış iki ünlü Amerikalı yapımcı, Taran Davies ve Dominic Cunningham-Reid tarafından kurulan “Cosmic Pictures”ın teknik ekibi, hem iddialı bir başlangıç filmi, hem de şirketi sinema tarihine geçirecek bir prestij projesi olarak gördükleri “Mekke’ye Yolculuk” için en az filmin görsel kalitesi kadar olağanüstü bir emek harcadılar. Bu dev proje için 25 farklı ülkeden 84 kişilik bir çekirdek ekip kuran yapımcılar, öykünün ruhunu lâyıkıyla yansıtabilmek ve herhangi bir anlatım hatasına düşmemek için bütün kilit görevleri de Müslüman sinemacılara bıraktılar. Ağırlıklı olarak IMAX formatında filmler yapan Cosmic Pictures ekibi, son derece yüksek bir bütçe gerektirmesine karşın, bu projeyi de yine aynı formatta çekti. Filmin ortak yapımcıları arasında, günümüzde belgesel sinemanın marka kuruluşlarından birine dönüşen Ulusal Coğrafya Derneği de (National Geographic Society) bulunuyor.
1960′ların sonlarında Kanadalı mühendislerin bulduğu özel bir kamera ve film türü olan IMAX, normal sinemalarda film gösteriminde kullanılanların 10 katı büyüklükteki dev bir perdeye yansıtılıyor, aynı şekilde sesler de algı kalitesi açısından gerçek dünyadan hiç bir farkı bulunmayan üç boyutlu bir yayın teknolojisiyle salona aktarılıyor. Ki dünyada henüz hiç bir dijital video kamera bu kalitede ses ve görüntü sunma kapasitesine ulaşabilmiş değil.
70 mm enindeki filmi kamera ve göstericinin içinde yatay bir akışla kullanan IMAX formatının mucitleri, sinema sanatına yaptıkları bilimsel ve teknolojik katkılardan dolayı 1997 yılında özel bir Oscar ödülü kazanmışlardı.
Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri destek verdi
Yapım ekibi, göz kamaştırıcı bir ses ve görüntü şovu biçiminde akıp giden “Mekke’ye Yolculuk” için Suudi Arabistan ve Fas’ta, toplamı 3,5 saati bulan IMAX formatlı çekimler yaptı. Bu da yaklaşık 24 bin 500 km uzunlukta ham film anlamına geliyor. Ancak, son kurguda bu çekimlerin ancak en iyi olanlarına yer verilerek, 45 dakikalık rafine bir yapıt ortaya çıkarıldı. Filmin Tanca doğumlu ünlü İslâm gezgini İbn-i Battuta’nın hayatını gösteren tarihsel bölümleri dramatik bir anlatımla akarken, Hac yolculuğunun bugününe ilişkin bölümler ise belgesel tekniğiyle perdeye yansıtılıyor.
Kutsal toprakları ziyaret eden kitleleri görüntülerken “zaman atlatma” (time lapse) gibi görsel açıdan çekici
özel efektlere başvuran “Mekke’ye Yolculuk”un bu anlamdaki en iddialı ve de yenilikçi bölümü ise İslâm’ın kutsal kentinin üzerinde yapılan hava çekimleri… Yapım ekibinin uzun yıllar süren inatçı yazışma ve görüşmelerin ardından iknâ etmeyi başardıkları Suudi Arabistanlı yetkililer, “İslâm dünyasının 11 Eylül saldırılarından sonra zedelenen küresel imajının yeniden düzeltilmesine olumlu katkılarda bulunabileceği” düşüncesiyle, en sonunda projeye destek verme kararı almışlar. Ardından da 2007 yılı Aralık ayında, o yılki Hac ziyaretleri sürerken, Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri’ne ait bir helikopter uçuş titreşimlerinden etkilenmeyen bir IMAX kamerasıyla donatılarak, başta Kâbe olmak üzere, sinema tarihinde ilk kez bölgedeki insan seli üzerinde soluk kesici güzellikte çekimler gerçekleştirilmiş. Bazı sahneleri yalnızca 60 metre yükseklikten çekilen bu filme kadar, Suudi Arabistan Devlet Televizyonu’nun arşivi hariç, dünyanın hiç bir ülkesinde Kâbe’nin panoramik film görüntüleri bulunmuyordu. Bilindiği gibi Mekke’de havalimanı yok ve kentin üzerinde hiç bir hava aracının dolaşmasına da izin verilmiyor.
Filmin Harem-i Şerif bölgesinde yapılan çekimlerinde, Suudi şeriat yasaları gereği kontrolü bütünüyle Müslüman ekip üyeleri devralırken, Cosmic Pictures de yetkilileri özel uzmanlık gerektiren IMAX kameralarını kullanacak olan teknisyenleri çekimlerde herhangi bir hata yaşanmaması için aylarca çok sıkı bir eğitimden geçirmişler.
Projenin ardındaki en önemli iki isim olan Davies ve Reid, çektikleri öykünün hiç bir siyasî boyutunun bulunmadığını vurgulayarak, böyle bir yapımı gerçekleştirmekteki amaçlarını, “Cesur Müslüman gezgin İbn-i Battuta’nın kişiliğinde, İslâm dünyasından olmayanların İslâm’ı ve onun görkemli kültür evrenini daha iyi anlamasına yardım edecek, görsel-işitsel kalite açıdan sınırları zorlayan, bu dünyada yaşayan açık görüşlü her insan, özellikle de gençler için aydınlatıcı bir yapıt ortaya koymak istedik” şeklinde açıklamaktalar…
Başrol oyuncusunun trajik ölümü
“Mekke’ye Yolculuk”un büyük zorluklarla tamamlanan yapım serüveni, geride bıraktığı bir çok ilginç hatıranın yanısıra, bu çalışmanın içinde yer almış herkesi acıya boğan trajik bir olaya da sahne oldu. Filmde İbn-i Battuta’yı canlandıran 28 yaşındaki Faslı Müslüman aktör Chems Eddine Zinoun, 11 Kasım 2008 tarihinde Casablanca kentinde geçirdiği trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Çekimlerin tamamlanmasından çok kısa bir süre sonra yaşanan bu kaza, yapımcı şirketin yöneticilerini sırf yakın bir dostu kaybetmekten dolayı üzmekle kalmayıp, aynı zamanda 4 yıllık emeklerinin çökme tehlikesiyle de karşı karşıya bırakacaktı. Zinoun’un yer aldığı sahnelerin akışında herhangi bir aksaklık olup olmadığını kontrol etmek üzere bir süre duraklayan kurgucular, öykünün İbn-i Battuta dramatizasyonlarında herhangi bir eksiklik ya da hata olmadığını görünce rahat bir nefes aldılar.
Anlatım bölümlerini ünlü İngiliz aktör Ben Kingsley’in -İngilizce dilinde- seslendirdiği film, yeryüzünde ilk kez 7 Ocak günü Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de gösterime çıktı. Aynı zamanda yapıtın dünya galasının da gerçekleştirildiği bu iddialı gösteriyi haber alan pek çok film dağıtıcısı kuruluş, henüz tek bir karesini bile izlemeden, yapımcılarından “Mekke’ye Yolculuk”u talep etmeye başlamış. Gösterilen büyük ilgiden son derece memnun olan Davies, filmin bu ay Abu Dabi’nin hemen ardından Dearborn-Michigan (ABD) ve Paris’te (Fransa) gösterime girdiğini, Şubat ayında da Toronto’da (Kanada) izleyiciyle buluşacağını açıkladı.
“Mekke’ye Yolculuk”, 2009 yılında gösterime çıkarmak üzere filmi ısrarla talep eden pek çok ülkenin yanısıra, yalnızca bir tek sinema salonu bulunan ve uzun yıllardır ticarî filmlerin dağıtımına izin vermeyen Suudi Arabistan yönetimi tarafından da önümüzdeki ilkbaharda halka sunulmak üzere satın alındı.
Çekimleri ve gösterimlerinde 35 mm’lik klasik sinema filmlerinden 10 kat daha büyük film şeritlerinin kullanıldığı IMAX formatının sunumu için sinema makinesinden perdesine kadar her yönüyle özel sinema salonları gerekiyor. Türkiye’de ise biri Ankara (ANKAmall AFM), diğeri de İstanbul’da (İstinye Park AFM) olmak üzere, IMAX formatında film gösterebilen iki sinema salonu bulunuyor. Yeni Şafak’a konuyla ilgili açıklama yapan AFM yetkilileri, dağıtıcı şirket makûl şartlar öne sürdüğü takdirde, filmi yakın bir zamanda Türkiye’de de gösterime sunabileceklerini belirttiler.
MEKKE’YE YOLCULUK: İBN-İ BATTUTA’NIN AYAK İZLERİ
(Journey to Mecca: In the Footsteps of Ibn Battuta)
Yapımcı Şirket: Cosmic Pictures ve National Geographic
Dağıtıcı Şirket: SK Films
Yönetmen: Bruce Neibaur
Senaristler: Tahir Shah, Bruce Neibaur, Carl Knutson
Seslendirme Sanatçısı: Ben Kingsley
Görüntü Yönetmeni: Matthew Williams / Yardımcıları: Afshin Javadi, Rafey Mahmood, Ghasem Ebrahimian
Kurgu: Jean-Marie Drot
Müzik: Michael Brook
Çekim Formatı: Kodak 65 mm negatif film
Gösterim Formatı: Kodak 70 mm / 15 perforasyonlu pozitif film
Ses Formatı: Dijital-6 kanallı
Süresi: 45 dakika
Oynayanlar: Chems Eddine Zinoun (İbn-i Battuta), Hassam Ghancy (Kervancı), Nadim Swalha (İbn-i Mustafa) ve Nabil Elouabhabi (Hamza)
Tasarım oskarı olarak anılan en prestijli mücevher ödülü Couture Tasarım Ödülü’nü bugüne kadar üç kez kazanan Sevan Bıçakçı’ya bir onur da Jameel Vakfı’ndan geldi. Vakıf, Bıçakçı’yı “İslâm sanatı ve kültürünü yansıtan dünyadaki dokuz tasarımcıdan biri” olarak ödüllendirdi. Koleksiyonda Selçuklu, Bizans, Osmanlı gibi bu topraklara ait değerlerin tasarımları yer alıyor.
Dünya modası ve trendleri denildiğinde aklımıza hemen Avrupa gelir. Sınır tanımaz kültür zenginliğini saklı tutan bu topraklarda yaşamış medeniyetleri hatırlamayız bile. Nedense ünlü tasarımcılar, adından övgü ile bahsedilen markalar hep yabancı menşelidir. Günümüz dünya modasına bu isimlerin imzalarının süslediği stiller yön verir. Dünyanın dört bir köşesinde hem isimleri hem de ülkeleri bilinir. Bir nevi kültür elçileridir ünlü tasarımcılar. Koleksiyonları ile kendi stilleri, tarzları kadar, yaşadıkları topraklardaki alışkanlıkları, gelenekleri de anlatırlar. Tasarım sadece görsellik değildir, kültürdür; yaşam biçimlerini, bilgi birikimlerini fark ettirmeden aktarır çevresine.
Ülkemizin adını bu alanda duyuran ender isimlerden biri Sevan Bıçakçı. Yaptığı mücevher tasarımlarıyla dünya çapında tanınıyor. Kapalıçarşı’da Sevan stilini benimsettikten sonra dünya mücevher modasında da trendlerin belirlenmesinde önemli rol oynadı. 3 yıl art arda tasarım Oscar’ı olarak da anılan Couture Tasarım Ödülü’nü aldı. Bıçakçı, yeni koleksiyonu ile de yine adından çok söz ettireceğe benziyor.
İlhamı Kaz Dağları’ndan
Binlerce değerli taş ile tasarlanan çok özel 53 parçadan oluşan IDA koleksiyonu bu topraklardaki zenginliği parmaklara taşıyor. “Hayal gücünün yedi yıla yakın bir süredir topraklarımızın zengin kültürel mirasından beslenmekte olduğunu” söyleyen Bıçakçı’nın tasarladığı her bir parçada bunu görmek mümkün. “Kâh Bizans krallarının, Osmanlı padişahlarının zihnime nimet yağdıran hikâyelerinden yola çıkarak yüzükler meydana getirmiş, kâh Mevlânâ’nın ‘Dinle Neyden’ öğüdünü izlemiş, birliği, sevgiyi öven çalışmalar ortaya koymuş; kâh meyvesinden börtü böceğine tüm nimetlerini mücevhere dönüştürmemi isteyen sese kulak vermişimdir. Bu sefer Istanbul’a sadece altı saat uzaklıkta ve büyüleyici güzellikte bir bölge, Ida ya da günümüzdeki ismiyle Kaz Dağı şimdiki çalışmalarıma ilham veriyor.” cümleleri tasarımların sadece moda ve trendlerle ilgili olmadığını anlatmaya yetiyor. Heykelsi zeytin ağaçları, berrak dereleri, yüksek kesimlerindeki ulu çamları ve kekik otu kokulu, oksijen zengini havasıyla gerçek bir tabiat hazinesi olan Kaz Dağları aynı zamanda Troya’nın erken tarihini şekillendiren bir sürü efsaneye sahne olmuş.
Altına değil, kültürel mirasa talibim
Kaz Dağı şimdilerde ise siyanür ve altın ile anılır oldu. Sevan Bıçakçı ise altın ile uğraşan biri olmasına rağmen buradaki altına değil de kültürel mirasa talip olduğunu anlatıyor. Güzelim tepelerden, vadilerden kazıyarak çıkarılacak altının toplam ağırlığından çok daha büyük bir değere sahip olduğunu göstermenin bir yolu olmalı düşüncesi ile yola çıkan Bıçakçı binlerce inci, pırlanta, elmas ve değerli taşlarla şekillendirdiği Ida koleksiyonunda tarihî dokuyu parmaklara hediye ediyor. Ida’dan alacağım şeyler temiz havası, hikâyeleri ve sınırsız ilham. Altınına dokunmayacağım.” diyen Sevan, altının sadece mücevher olmadığını, aynı zamanda kültürel bir değer olabileceğine yeni koleksiyonu ile anlatıyor.
El işçiliğiyle hazırlanan tasarımlara büyük bir özen gösterilmiş. Bütün ürünlerinde çok fazla taş bulunmasına rağmen antik ve asil görüntü her bir parçanın koleksiyon niteliği kazanmasında etkili oluyor. Pırlantanın ışığını seven Bıçakçı, taşları adeta heykeltıraş gibi biçimlendirerek, minyatür şehirleri, sütunları mücevherlere işliyor. Kocaman taşların içlerine akıl almaz yöntemle işlenen gravürler, resimler adeta müze geziyor izlenimi uyandırıyor. Bu denli büyük tarihî eserlerin birer mücevher olarak yüzlerce kez küçültüldüğü ve yeniden yorumlandığı halde bu derece çok şeyi aynı anda anlatıyor olması tasarım dünyası ve takipçileri adına önemli bir gösteri.
Sevan Bıçakçı’nın tasarladığı mücevherleri taşıyanlar arasında Halle Berry, Angie Harmon, Brooke Shields, Kim Raver, Elizabeth Hurley, Liv Tyler, Catherine Zeta Jones, Mary Kate ve Ashley Olsen, Tory Burch, Celine Dion, Elizabeth Wiatt ve Lizzie Tisch, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth var.
REYHAN YAZICI (TASARIMCI)
Zaman
Ak Türkler, kış tatili için Endülüs’ü seçti. Muhafazakar elitler, sömestre tatilinde İspanya’da buluşacak
Aylin Löle‘nin haberi
4 gece 5 günlük tura 1.250 euro verecek olan 150 ‘Ak Türk’, Sevilla’dan Granada’ya, Toledo’dan Cordoba’ya Endülüs döneminden kalma eserleri gezecek
Kayak merkezleri sömestre tatili için geri sayıma başlarken, ‘Ak Türkler’ de tatil için İspanya’da Endülüs medeniyetinin izlerini sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ı hacca götürerek adını duyuran Eman Turizm, dün başlayan ve 9 Şubat’ta sona erecek sömestre tatilinde yaklaşık 150 ‘Ak Türk’ü yurtdışında kültür turunda buluşturacak.
İstanbul Büyükşehir ve Beyoğlu Belediye Meclis üyesi AKP’li Bülent Katkak’ın yanı sıra Bilal Özkan ve Yusuf Halef tarafından kurulan Eman Turizm, ‘elit’ muhafazakarları İspanya’da 4 gece 5 gün 1.250 euroya gezdiriyor. Eman Turizm Yurtdışı Turlar Genel Koordinatörü Mustafa İsmet Saraç, yılda 4 bin kişiyi hac ve umre için, 1.500 kişiyi de kültür turları için yurtdışına götürdüklerini söyledi.
Şark turları popüler
Saraç, tatilde neden en çok İspanya’nın tercih edildiğini şöyle açıkladı: ‘Bizim ağırlıklı olarak şark kültürüne yönelik turlarımız var. Dubai, Tunus, her ne kadar şu sıralar kesintiye uğrasa da Kudüs ve Balkanların yanı sıra İspanya en çok tur düzenlediğimiz destinasyonlar arasında. İspanya’nın bu kadar popüler olması ise 711-1492 arasında İslam medeniyetine ev sahipliği yapması… Sevilla, Granada, Cordoba üçgeninin yanı sıra Zaragoza’da, önemli İslam eserleri var. Yani tam anlamıyla bir kültür turu sunuyoruz.’
Mönüde domuz eti ve kabuklu yok
Turları düzenlerken, mevsime göre destinasyonlar seçtiklerini belirten Saraç, ‘Açık havada dolaşmaya uygun turları hazırlıyoruz’ dedi. Yurtdışında yemek konusunda kişisel hassasiyetlere özel önem verdiklerini belirten Saraç, domuz ve deniz kabukluları gibi ürünlerin masaya gelmemesi konusunda mönüleri önceden özel olarak belirlediklerini dile getirdi.
Umre zamanı olsaydı talep kesin patlardı
Aralarında Japonya’nın da olduğu 45 destinasyona tur düzenlediklerini belirten Mustafa İsmet Saraç, gidilen yerlere göre fiyatların 800 euro ila 3.250 euro arasında değiştiğini söyledi. Umre turlarının hacdan yaklaşık iki ay sonra başladığını bu yüzden bu yıl sömestre denk gelmediğini belirten Saraç, ‘Eğer umre zamanı sömestre tatiline denk gelseydi, talep çok daha yüksek olurdu. Önceki senelerde sömestre dönemine denk geldiği için umre turları çok tercih ediliyordu’ diye konuştu.
(Akşam)
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Hayrunnisa Gül özel bir tv yayınlanan programa konuk oldu. Gül çiftine ait bilinmeyen sırların açığa çıktığı programda first lady Hayrunnisa hanım zerafetiyle dikkat çekti.